En Yaşlı Avrupalı

Özgecan Okay Dünyanın en saygın bilimsel yayınlarından Nature dergisinde yer alan habere göre İspanya’nın kuzeyindeki Sierra de Atapuerca bölgesinde geçtiğimiz yıl bulunan çene kemiği ve diş fosilinin, 1,1 ile 1,2 milyon yıl yaşında olduğu saptandı. Bu sonuç, fosilleri bulunan insanın 1997’deki kazıda keşfedilen “ilk insan” Homo Antecessor’dan 500 bin yıl daha yaşlı olduğunu gösteriyor. Kazının … Devamını oku

Karanlık, sesini duyurdu

Simge Sunguroğlu WWF – Doğal Hayatı Koruma Vakfı’nın çağrısına uyan yüz binler, cumartesi akşamı ışıklarını kapatarak, tüm dünyayı daha iyi bir gelecek için örgütlenmeye davet etti. Işık, bu eylemin sembolüydü. İnsanları ihtiyacı kadar tüketmeye, küçük enerji tasarruflarla, büyük kazanımlar elde edilebileceğini göstermeye ve doğal kaynakları, yerküreyi korumaya yüreklendiren bir sembol. Bir saatlik eylem, kalıcı sonuç … Devamını oku

Küreselleşme döneminin en akut krizi

Bilkent Üniversitesi tarafından düzenlenen “Ekonomik Yönetişimdeki Mevcut Konular” başlıklı toplantıda konuşan Merkez Bankası Başkanı Yılmaz, “Bugün finansal piyasalarda akut bir kriz yaşanmaktadır. Özellikle küreselleşmenin ortaya çıkmasından bu yana en akut kriz olarak adlandırılabilir…” dedi. Yılmaz, konuşmasında, Çin atasözü olarak bilinen “ilginç zamanlarda yaşa” sözüne atıf yaptı. Burada “ilginç” kelimesi ile tehlikeli ve çalkantılı zamanların kastedildiğini … Devamını oku

Eski bir “cumhuriyetçi”den Cumhuriyet’e ve İlhan Selçuk’a farklı bir bakış

Ferda Balancarfblancar@medyakronik.com Necdet Şen ilk kez 1980’li yıllarda yarattığı “Hızlı Gazeteci” tipiyle tanınan bir karikatürist. 1990’larda Cumhuriyet’ten ayrılan Necdet Şen’in geçen pazar günü Star’ın Açık Görüş ekinde yayımlanan yazısı Cumhuriyet’in nereden nereye geldiği kadar bir Cumhuriyet okurunun Cumhuriyet’i algılayışındaki değişimi de çarpıcı biçimde yansıtıyor. Aşağıda dikkatinize sunduğumuz yazının geçenlerde Ergenekon soruşturmasıyla ilgili olarak gözaltına alınan … Devamını oku

1 Mayıs’taki şiddet değilmiş…

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, toplam 38 kişinin geçen yıl 1 Mayıs İşçi Bayramı’nda saldırıya uğradıkları gerekçesiyle altı polis yetkilisi ve olay yerinde görev yapan Emniyet görevlileri hakkında yaptıkları şikayette dava açılmasına gerek görmedi. 1 Mayıs saldırılarıyla aralarında Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu (DİSK) Genel Başkanı Süleyman Çelebi, Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu (KESK) Genel Başkanı İsmail Hakkı Tombul, … Devamını oku

Yaza capcanlı girme rehberi

Müge Doğrularmdogrular@medyakronik.com Heyecan dolu bir yaz programı müzikseverleri bekliyor. Yeni isimlerin katılımıyla bu program ilerleyen günlerde katlanarak zenginleşecek. Bol müzikli yazlar.Fanfare Ciocarlia –2 Mayıs 2008 – Yeni Melek: New York Times ve The Guardian’a göre dünyanın en iyi Balkan brass orkestrası olarak gösterilen Fanfare Ciocarlia, özellikle Fatih Akın’ın ‘Duvara Karşı’ filmindeki performansıyla Türkiye’de tanınıyor. Hızları, … Devamını oku

Sokağın Dili: Aynı şartlarda, bir daha dünyaya gelmek ister miydiniz?

Ekonomik koşullar, hayat şartları, hayatın zaten doğası gereği kendiliğinden ağırlığı… Acaba insanlar yaşadıkları hayatta ne kadar mutlu? Seçenekleri olsa aynı hayatı bir kez daha yaşarlar mı? Sokağın Dili, “Aynı şartlarda bir daha dünyaya gelmek ister miydiniz?” sorusunun cevabını sokaklarda aradı.

Muhabir: Asım Can Yılmaz
Kameraman: Ersan Bayram
sokakdili@medyakronik.com

Fatih ne kadar muhafazakâr?

İşvecan Nur Özeniozen@medyakronik.com İstanbul’u fetheden Osmanlı sultanının lakabını taşıyan Fatih, Türk döneminin sur içindeki en eski ve simge haline gelmiş semtlerinden biri. Yüzyıllar boyunca şehrin merkezi olan Fatih, son 50 yılda sosyo-ekonomik ve kültürel değişimlerle merkez olma özelliğini yitirdi. Ve artık günümüzde İstanbul’un en muhafazakâr semtlerinden biri olarak biliniyor. Özellikle de Çarşamba Mahallesi… 10 yıldır … Devamını oku

Santralistanbul: Bir yeniden doğuş hikâyesi


Kurgu: Ertan Önsel

Evlerin mum ve yağ kandilleriyle, caddelerin fenerlerle aydınlatıldığı bir İstanbul’u 21. yüzyılda hayal etmek oldukça güç. Fakat 1914 öncesi, yani elektriksiz İstanbul’da, havanın kararmasıyla sosyal yaşam sona eriyordu. Dahası, dışarı fenersiz çıkanlar şüpheli görüldüğünden karakola götürülüyordu. Bireysel ulaşım at ve öküz arabalarıyla, toplu taşıma ise atlı tramvaylarla gerçekleşiyordu. Avrupa şehirlerinin 1889’da tanıştığı elektrik, İstanbul’a gecikmeli olarak, Sultan II. Abdülhamit tarafından 1914’te getirildi. Şehir içinde elektrikle çalışan tramvaylar sayesinde ulaşımda büyük kolaylıklar sağlandı, evlerde elektrikli ev aletleri kullanıldı, ampulle aydınlanıldı ve daha da önemlisi, günlük sosyal yaşam süresi uzadı. 69 sene Avrupa yakasında birçok ilçeyi aydınlatan Silahtarağa Elektrik Santrali’nde 1983’ten sonra üretime son verildi.

Santral, 1991’de İstanbul 1 Numaralı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulu kararı ile tescillendi, ama İstanbullular tarafından unutuldu. 2004’te İstanbul Bilgi Üniversitesi’nin keşfettiği eski Silahtarağa Elektrik Santrali, şimdiki adıyla Santralistanbul, kültür – sanat ve eğitim alanında faaliyet gösteriyor. Fakat Santralistanbul’un ilk haliyle şimdiki hali arasında çok büyük farklar var. Yıkılmak üzere olan binalar güçlendirildi, ek binalar eklendi, kısaca arazi boydan boya yeniden yaratıldı. Silahtarağa Elektrik Santrali’nde bulunan eski kazan daireleri bugün, kütüphane, Çağdaş Sanat Müzesi ve Enerji Müzesi olarak kullanılıyor. Elektrik santrali zamanında kullanılan personel lokali, So Cafe, müdür lojmanı, Le Sanrale ve atölye binası da Otto isimli cafe ve restoranlara dönüştürüldü. Santralde çalışan işçiler için yapılmış lojman, restore edilerek rezidans haline getirildi. Tescilsiz konaklama üniteleri ise yıkılarak yerine eğitim binaları inşa edildi. Santralistanbul, isimli sergi, atölye ve eğitim çalışmalarıyla sanatseverlerin de ilgisini çeken bir kültür merkezi halini aldı.

Çiçekler arasındaki harabe

C. Akın Barlas
İstanbul Bilgi Üniversitesi’nin mimarlarından, Santralistanbul projesinin yöneticisi C. Akın Barlas, santralde geçen 3 yılını, yoğun ve uykusuz restorasyon çalışmalarını anlatıyor.

“2004 Haziranının ilk günlerinde sahaya ilk geldiğimde, terkedilmiş ve birbirinin üzerine yaslanarak ayakta durmaya çalışan endüstriyel yapıların hüzünlü görüntüsünden çok etkilenmiştim… Haliç yönünden sahaya girişte, numarası 1 olan yapının (14.1) hemen önündeki oya ağacının orta yola uzanan erguvan renkli çiçekleri arasından gördüğüm bu manzarayı hiç unutmuyorum. Daha iç kısımlara doğru ilerledikçe, bir yandan o ilkyaz sabahının pusu dağılırken, diğer yandan bir başka acımasız gerçekle karşılaştım: Yaklaşık 70 yıl hizmet vermiş, açılışından başlayarak İstanbul’un sosyal ve ekonomik yapısını doğrudan etkilemiş bu görkemli tesis, çürümeye ve adeta yok olmaya terk edilmişti.

Sonraki günlerde, biraz daha ayrıntılı bakıldığında, doğanın tahribatından çok, biz insanların bilinçsiz yaklaşım ve kararlarının bu yokoluş sürecindeki payını görebilmek mümkün olmuştu. Sökülen koca yapıların ve havai monoray sistemlerinin, dahası hatıra toplama ya da satma amaçlı koparılan, çıkarılan ve kırılan parçaların izleri akıl almaz ölçekteydi. Neredeyse sahanın tümünü kaplayan granit küp taşların üzeri yaklaşık 40 cm kalınlıktaki bitkisel toprak örtüsüyle kaplatılmıştı. O ana kadar saat gibi çalışmakta olan açık alanların genel drenaj sistemi çalışmaz duruma getirilmişti. Haliç ve çevre akarsuların temizlenmesine yönelik olarak İstanbul ölçeğinde planlanan atıksu kolektör sistemi dev borularından birinin orta yol altından geçirilmesi sonrasında oluşan taşkınlar, çelik yapıların paslanma sürecini hızlandırmıştı. O günlerde, endüstriyel yapıların dev çelik putrellerine yumrukla bastırıldığında, hamur gibi dağıldığını gözlerimle görmüştüm.

Oysa, Silahtarağa Elektrik Santralı, yıllar boyu cefakârca hizmet vermiş; dahası, tüm İstanbul’un sosyal, endüstriyel, ekonomik ve teknolojik yapısını etkilemiş, değiştirmiş ve dönüştürmüştü.

2004’te, henüz sahada hiçbir görevlinin bulunmadığı o ilk günlerde, çalışabileceğim bir oda bile yoktu. Arabanın bagaj kapağı üzerinde, dizüstü bilgisayarla notlar tutuyor ve fotoğraflar çekiyordum. Daha sonraki günlerde, getirdiğim çilingire açtırdığım eski giriş kapısının iç yanında yer alan camlı güvenlik kulübesi ilk şantiye ünitesi olmuştu.

Çevreyi şöyle anlatmak mümkündü: İlgili idare tarafından bir anlamda unutulmuş 51 ailenin yaşadığı lojmanlar, bunların sebze yetiştirdiği gelişigüzel bahçeler, onların atıklarıyla yaşamlarını sürdüren 40 – 50 kadar köpek, endüstriyel yapıların yaklaşık 3 – 4 metre derinlikteki bodrum çukurlarında, kolektörün taşmasıyla oluşmuş terassubatla dolu sulardaki dev boyutlu ‘cerdun fareleri’ ve ben…

İnşaat sürecinde karşılaşılan en büyük sorunlardan biri, Haliç çevresinin zemin yapısından kaynaklanan olumsuzluklara ek olarak, deprem faktörünün hiç ele alınmamış olmasından dolayı, mevcut yapıların kendi strüktürel sistemlerine ilişkin eksikliklerdi. Bu durum, yürürlükteki Deprem Yönetmeliği’nin dayattığı kriterler nedeniyle, inşaat süresinin uzamasına ve özellikle de öngörülmüş bütçe giderlerinin artmasına yol açtı. Kamuya açık bir tesis olarak işlevini sürdürecek olan ve bünyesinde eğitim yapılarını da barındıran Santralistanbul projesinin tasarım aşamasında, statik ve betonarme projeleriyle güçlendirme projelerinde, Deprem Yönetmeliği FEMA versiyonu ve ‘immediate occupancy (deprem sırasında yapıda bulunanların kaçmasının gerekmemesi)’ kriterleri uygulandı.

Şu aşamada, inşaatların sürdüğü günlere kimi zaman dönerek düşündüğümde, hâlâ gözümün önünden gitmeyen en belirgin husus şu: Günde ortalama 15 – 20 kadar sorunla karşılaşılıp, bunların yüzde 80’ini çözebildiğimizde, nispeten 5 – 6 saat uyuyabilip, diğer durumda kan ter içinde sabahı zor bulduğumuz günleri anımsıyorum. Tabii böyle bir konu, Santralistanbul projesinin yalnızca sınırlı bir bölümünü oluşturan inşaat sürecine ilişkin küçük bir anı; oysa, proje genelinde Bilgi üst yönetiminin, işin kurgulanması, yasal prosedürlerinin yürütülmesi, kaynak sağlanması, nakit akışı, genel ve yerel yönetimlerle ilişkiler, tesisin açılıştan sonra yaşatılması için senaryolar oluşturulması, sponsor ve stratejik ortak sağlanması, vb. türü binlerce uğraşının yanında yalnızca devede kulak…

Bugün itibarıyla bakıldığında, bütçe kısıtları nedeniyle, açılış öncesi programdan çıkartılmış olan Kütüphane yapılarının ince inşaat ve dekorasyon işleri, 10.0 numaralı yapıyı güçlendirme ve ince inşaat işleri, Uluslararası Sanatçı Atölyeleri ve Çok Amaçlı Salon inşaat işleri ile Haliç yanındaki alanda düşünülen Etkinlik Çadırı, Çim Amfi ve Otopark ve Açık Etkinlik Alanı uygulamaları kalmış durumda.

Tamamlanmış ve yapılmamış inşaatlarıyla birlikte Santralistanbul; Cumhuriyet tarihinde, Tabiat ve Kültür Varlıklarını Koruma Kurulu’ndan (Anıtlar Kurulu’ndan) geçirilerek onay almış en büyük ölçekli projedir.

‘Parti kapatma yaptırımını, aşırı ölçüde uygulayan başka bir örnek yok’

Alper Görmüşagormus@medyakronik.com Demokrasiyle parti kapatma arasında nasıl bir ilişki var? Demokratik düzenlerin, parti kapatma yasağına yer vermesi şart mıdır Demokrasi ile siyasi partilerin kapatılması yasağı arasında, doğrudan doğruya ilişki kurmak mümkün değildir. Demokrasinin ampirik örnekleri arasında, parti yasağına yer vermeyen ülkeler mevcuttur. İngiltere, Hollanda ve İskandinav ülkelerinde parti yasağı olmadığı halde, bunların hepsi güçlü demokrasiler … Devamını oku