Özel hastaneler, sağlık sisteminin koronavirüse odaklanması ve Covid-19 dışında şikayeti olan hastaların hizmete ulaşma zorluğu nedeniyle görüntülü muayeneye başladı.
Ortalama bir günde, sabah sekiz gibi evden çıkıyor ve 10.00 sularında eve dönüyordum. Koşu, dersler, toplantılar, konuşmalar, kültür sanat etkinlikleri, derken akşam oluveriyordu… Sonra, ansızın, takvimindeki etkinlikler birer birer yok olmaya başladı… Bilgi Üniversitesi İletişim Fakültesi Öğretim Üyesi Itır Erhart Korona Günleri’ni yazdı.
Polonya’da öğrenim gören Zeynep Şengül, öğrencilerin içinde bulunduğu durumu, Polonya halkının salgın sürecini nasıl yaşadığını, Türkiye’ye dönmeyi neden tercih etmediğini HaberVesaire’ye anlattı.
Dünyanın ve Türkiye’nin bir numaralı gündemi olan Covid-19 salgınının yayılım hızını azaltmak için insanların kalabalık ortamlarda bir araya gelmesini engelleme çabaları sürüyor. İçişleri Bakanlığı’nın 27 Mart’ta aldığı karar kapsamında sahil kenarlarında hafta sonları koşu, yürüyüş, balık tutma gibi eylemlerin önüne geçilmişti. Ancak Bakanlığın getirdiği kısıtlamanın kapsamı, İstanbul Valiliği tarafından genişletildi.
Valilik, Bakanlıktan aldığı yetkiye dayanarak hafta içleri ve hafta sonları dahil olmak üzere tüm sahil ve piknik alanlarını halkın kullanımına kapattı. Yasaktan haberi olmayan bazı vatandaşlar Pazartesi, güneşli havayı fırsat bilerek Caddebostan’a akın etti. Emniyet güçleri vatandaşlara evlerine dönmeleri yolunda uyarıda bulundu.
İstanbul’da nikâh törenleri davetliler olmadan devam ediyor. Yeni başvuru kabul etmeyen belediyeler, evlilik için koronavirüs salgını öncesinde tarih alan ve töreni ertelemek istemeyen çiftleri davetsiz evlendiriyor. Yeni başvuru kabul eden tek belediye Ümraniye.
RGB ekranında HaberVesaire Soruyor programının konuğu olan İstanbul Bilgi Üniversitesi İletişim Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Halil Nalçaoğlu, sadece İletişim Fakültesi’nde 203 dersin online hale getirildiğini ve derslere katılımın, örgün öğretimden daha yüksek olduğunu söyledi.
HaberVesaire muhabirleri Şevval Yıldırım ve Dila Özdoğan‘ın sorularını yanıtlayan Nalçaoğlu ilk gün (23 Mart) bazı sıkıntılar yaşamakla birlikte, Bilgi Üniversitesi’nde 18 bin öğrencinin ilk haftada başarıyla online öğrenim sürecine geçirildiğini ifade etti. İlk gün öğle saatlerinde 95 kadar dersin, aynı anda, aynı sistem üzerinden online yapılmasının sistemi kilitlediğini ancak bu sıkıntının da yaklaşık yarım saat içinde aşıldığını ekledi.
Nalçaoğlu’na göre ilk haftadaki başarı sevindirici ancak online öğretimle ilgili akademiyi bekleyen zorluklar bundan sonra başlıyor. Nalçaoğlu bu zorlukları üç maddede özetliyor:
1) Uygulamalı dersler. Yüz yüze ders yapılması zorunlu olan, öğretim elemanı ve öğrencinin aynı ortamda bulunması gereken derslerin durumu belli değil. Sadece iletişim fakültesinde değil tüm üniversitede, gastronomiden, sağlık bilimlerine bu durumda pek çok ders var. 2) Stajlar. Üniversiteyle birlikte staj yapılan kurumlarda da işler durduğu için stajların nasıl yapılacağı belirsizliğini koruyor. 3) Sınavlar. Üniversite Akademik Kurulu çok yakında bu konudaki kararını öğrenclerle paylaşacak.
Nalçaoğlu böylece uygulama zorunluluğu olan dersler için dönemin online öğrenimle bitirilemeyeceğini de duyurdu; Yükseköğretim Kurulu‘ndan (YÖK) gelen bilgiye göre, online öğrenim vasıtasıyla yapılması mümkün olmayan uygulama dersleri ya da derslerin uygulamaya yönelik bölümleri için yaz aylarında yoğunlaştırılmış derslerle telafi imkanı yaratılabileceğini söyledi.
Koronavirüs salgınına karşı en çok tartışılan konulardan biri virüsün tanısının konulabilmesi için uygulanan testler. Peki bu testler Türkiye ve dünyada nasıl uygulanıyor?
İstanbul Bilgi Üniversitesi İletişim Fakültesi RGB ekranında HaberVesaire Soruyor programının konuğu olan Psikolog Fazıl Tatar korona virüsünden korkmanın doğru ve sağlıklı bir duygu olduğunu ancak bu duygunun kişi tarafından düzenlenmesi gerektiğini söylüyor:
Korkuyu nasıl kullanabiliriz?
“Korku insanın doğuştan getirdiği temel duygulardan biri ve en temel işlevi insanı hayatta kılmak, yaşamını devam ettirmesini sağlamak. Bizi tehdit eden olaylar karşısında korku duygusuyla kendimizi korumaya çalışırız. Mevcut tehlikenin adı Covid-19 virüsü ve bu tehlikeyi gözümüzle göremiyoruz. Ancak virüsün nereden nasıl bulaşabileceğine dair bilgiler mevcut ve bunlar da insanın önlem almasına imkan veriyor. Bu korkuyu yaşayıp, gerekli önlemleri aldığımız taktirde ötesini çok fazla düşünmemize gerek yok. Ama korku duygusu, psikoloji tabiriyle ‘regüle edilemezse’, yani düzenlenemezse aşırı öfke, kaygılanma gibi farklı durumlarla karşılaşabiliyoruz.”
Bu virüsü ben kapar mıyım? Kaptığım taktirde yakınlarıma bulaştırabilir ve onun ölümüne neden olabilir miyim? Bu endişeleri yatıştıramaz ve altında ezilirsek düşüncede dağılmalar, yani doğru düşünce ve davranışlardan uzaklaşma başlıyor.”
Kütahya’da virüsün kendisine ve ailesine bulaşmasından endişe ettiği için intihar girişiminde bulunan kadının “düşünce dağılması” olarak tanımlanan bur duruma örnek teşkil ettiğini söyleyen Fazıl Tatar’a göre korkuyu düzenlemenin, onun iyi bir şey olduğunu düşünmekle başladığını söylüyor:
“Ben bu korkuyu nasıl kullanırım? ‘Bu korku benim hayatımı kolaylaştıracak‘ diye düşünmemiz lazım. Korkuyu kullanabilmemiz için onunla mücadele edecek bilgileri edinmemiz lazım. Korona örneğinde, bu bilgiler son derece yaygın, basit ve uygulanabilir durumda. Terapilerimizde danışanlarımızın, karşılarına çıkan duygu her ne ise, onunla belli ölçüde yüzleşmesini bekleriz. Örneğin bu duygu korku ise, ona biraz tahammül ettiğinizde beyin bunu işlemleyebiliyor. Korkuysa, korkuyla yüzleşmeyi beklememiz gerekiyor.”
Korku ile yüzleşmek nasıl olur?
Fazıl Tatar cevaplıyor:
“Şu an içimde bir korku var. Kendimize soralım, ‘Bu neyin korkusu?’. Korkumuzun ismini koyalım. Beynimiz yaşamaya odaklı işliyor. Korkuyla yüzleşmeyi beklemeliyiz. Beyin bu evrede devreye girecek ve bize ‘ben ne güne duruyorum’ diyecek. Beni tedbir almaya, önlem almaya itecek. Düşünceyi harekete geçirmek için duyguyu kabul etmeli ve bununla yüzleşmeliyiz. Kaçmamalıyız.”
Koronavirüs sebebiyle kapatılan okullar uzaktan eğitim sistemine geçti. Peki bu süreçte üniversite öğrencilerinin, akademisyenlerin ve İlkokul öğretmenlerinin düşünceleri neler? HaberVs olarak, öğretmenlerin ve öğrencilerin görüşlerini aldık.
Çin’de kovid-19 salgınından kaynaklanan yasaklar kısmen kalkmaya başlasa da uzmanlara göre sosyal mesafe ve karantina gibi kavramların hayatımızdan ne zaman çıkacağını sormak için henüz çok erken.