Krizi yumuşatmanın bedeli alt sınıflara

Nisan ayı sanayi üretim endeksinde, mayıs ayı sanayi kapasite kullanım oranındaki görece düzelmeler, beklenti anketlerine verilen iyimser yanıtlar, “tünelin ucundaki ışığı hasretle bekleyenler”i çok umutlandırıyor ve Merkez Bankası Başkanı’nın “O ışık üstümüze gelen otomobilin ışığı da olabilir” uyarısına aldırmadan, bu krizden tıpkı 2001’de olduğu gibi “V” yapıp çıkılacağını belirtiyorlar. Moda deyim, “Birçok ülkeden daha önce toparlanabiliriz”…

Mustafa Sönmez

Sormak gerekiyor öncelikle: Doğrudan yabancı sermaye, sıcak para, dış krediden oluşan dış kaynaklarla ekonomisi büyüyen, bunlar olmayınca küçülen bir ekonomi nasıl oluyor da bu dış kaynak bağımlılığını değiştirecek radikal adımlar atmadan, bu kaynaklara hükmedenlerden daha erken toparlanıyor?

Yine sormak gerekmez mi: Büyümesi, ağırlıkla Merkez ülkelere (yüzde 60 AB pazarına) ihracat odaklı kurgulanmış ekonomi, dış pazardaki talep canlanmadan nasıl çarklarını çevirip “toparlanacak”? Daha ilk 5 ayda ihracatı yüzde 30’un üzerinde gerilemiş bir ekonomi, otomotiv ihracatı yüzde 60’a yakın gerilemiş bir ekonomi, bu dış pazar bağımlılığını aşıcı bir çaba içine girmemişken, nasıl “toparlanacak”?

Sormak gerekmez mi, Ekim 2008’den Mart 2009’a kayıtlı istihdamdan 710 bini işten çıkarılan, bu anlamda haneye giren gelirleri mutlak olarak azalan bir ülkede, hangi iç talep, iç harcama ile ekonomi toparlanacak?

Bu “erken toparlanma” tezi sahiplerinin unuttukları başka bir şey daha var: O da bütçe… Sadece ilk çeyrek küçülmesinin yüzde 12-13’ü bulduğu tahmin edilen bir yılın ikinci çeyreği biraz ılımlı geçtiyse, bu, bütçeden verilen desteklerle gerçekleşti, unutulmasın. Vazgeçilen ÖTV-KDV’ler, irili-ufaklı devlet desteklerinin, bir kısmı yerel seçim öncesine denk gelen kamu harcamalarının etkisiyle, krizin şiddeti yumuşatıldı. Ama, her şeyin bedeli olduğu gibi, bu politikaların da bedeli var ve yavaş yavaş faturası masaya geliyor. Hemen ilk 5 ayın bütçe sonuçlarını 2008’inkilerle karşılaştıralım.

Krizi yumuşatıcı bütçe harcamalarının da katkısıyla bütçe açığı ilk 5 ayda geçen yılın aynı dönemine göre 10 kat arttı ve 21 milyar TL’ye yaklaştı.

butce5ay

Daha şimdiden faiz harcamalarının 2008’in ilk 5 ayına göre yüzde 33 arttığını görüyoruz. Belli ki iç borçlanma artıyor, hem de yükselen faizlerle. Cari transferlerde yüzde 27 artış görülüyor ki, burada en önemli kalem, yüzde 55 pay (21 milyar TL) ile Sosyal Güvenlik Kurumu’na yapılan transferler.

SGK, tensikatlar sonucu katılımcı kaybettiği için, prim gelirleri azalıyor, ayrıca prim alacaklarını tahsil edemiyor. Tahsili gecikmiş prim tutarı 15 milyar TL’ye tırmanıyor.

Krizi yumuşatmanın bedeli, bir sınıftan almadan diğer sınıfa verilemeyeceği için, malum sınıfa da ödetiliyor. ÖTV-KDV indiriminin bedeli tiryakiye ödetiliyor. Tarıma verilen destekler azaltılmaya başlandı. SGK açığına önlem olarak hem kapsam daraltılacak hem verilen hizmetin kalitesi düşürülecek. Sırada, sağlık harcamalarına hastaları parasal katkıya mecbur etme hazırlığı var. Ama bitmedi.

Açığın finansmanı için iç borçlanma arttıkça, bunu temin için faizler tırmandırıldıkça, bütçede faiz kaleminin her yükselişi, eğitimin, sağlığın, hane halkına transferlerin azalması ile yapılacaktır. Bir bedel de mayınlı toprak, kamu arsa-varlığının, orman arazilerinin kaş göz arasında haraç mezat satışıyla ödetilecek topluma.

Kısacası, IMF ile ya da IMF’siz, kamu maliyesi üstünden sermayeye yapılan tüm desteklerin bedeli alt-orta sınıflara ödetiliyor, ödetilecek.

Toparlanıyoruz derken, nasıl dağılmaya doğru adım adım gidildiğinin ve bunun bedelinin en aşağıdakilere ödettirildiğinin resmidir bu.

  • Delicious
  • Facebook
  • Reddit
  • StumbleUpon
  • Twitter
  • RSS Feed

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir