AKP borca yüklendi… Hedef seçim mi?

AKP iktidarı, küresel krizin Türkiye’de net biçimde yaşanmaya başlandığı Ekim 2008’den bu yana iç borçlanmaya hız verdi. Başka bir ifadeyle, kriz karşısında -yerel seçimin de etkisiyle- hızla içeriden borçlanmaya başladı. Hem de öyle böyle değil. Ekim 2008’den Mayıs 2009’a, 8 ayda iç borçların toplamı 271 milyar TL’den 302 Milyar TL’ye (rekor!..) çıktı. Yani 8 ayda 31 milyar TL iç borç stokunda artış!.. Oysa 2005’ten 2008’e, yani 4 yılda, yani 48 ayda iç borçlanmada artış 30 milyar TL idi. Bu 48 ayın iç borçlanmasını AKP hükümeti bu kez 8 ayda yaptı… AKP, iktidarı aldığı 2002 sonunda iç borç 150 milyar TL idi. Bugün vardığımız yer 302 milyar TL, yani yüzde 100 artış!..
Mustafa Sönmez
İç borçlanma ihtiyacı, IMF’nin “mali disiplin” uygulatmasıyla azalmıştı. Nereye kadar? 2008’e kadar. Ama IMF anlaşması bitince AKP hükümeti, yerel seçime bütçe musluklarını açarak ve parasını da borçlanarak gitti. İşe yaradı mı? Yaradı denemez. Ama bu cephaneyi kullanmayı sürdürüyor…

Bütçe müthiş açık veriyor, açık borçlanmayla karşılanıyor. Merkez Bankası’nın düşürdüğü faizlere rağmen, Hazine’nin piyasadan borçlanırken ödediği reel faiz yüzde 11’in üzerinde!.. Daha da yükselecek faizler, ileride ekonomiyi dondurur… Bankalar mutlu olur, ama reel sektör donar kalır… Ama bu, siyasete, seçime kilitlenmiş AKP’nin henüz birincil sorunu değil.

AKP’nin, IMF’yi de oyalayarak iç borçlanmayı hızlandırmasında, yani cepten hovardalığı azıtmasında, erken, hatta baskın seçim faktörü mü etkili? AKP, gündemine seçimi almışsa, IMF’yi, ekonomiyi ikinci plana atmışsa, “krizi yıl sonu aşarız, herkesten erken toparlanırız” lafına da kargalar güler…

Karga demişken… Topkapı Sarayı’nın müdürlüğünü de yapan İlber Ortaylı Hoca, 21 Haziran tarihli Milliyet Pazar’da, kargalardan yakınıyordu. Kargaların cevizlerini kırarken Saray’ın mermerlerini kirletip kararttıklarından şikâyet ediyor ve bunlarla nasıl baş edilir diye, yardım istiyordu.

Kargalar neden Topkapı Sarayı bahçesinde çoğaldı? Cevap karmaşık değil. Karga, tüneyecek, karnını doyuracak ağaç arar. İstanbul’da ise yeşil alan kalmadı. Şehir plancıları, Avrupa’daki şehirlerde ortalama 20 metrekareyi bulan kişi başına aktif yeşil alan miktarının İstanbul’da 1 metrekarenin bile altında olduğunu belirtiyorlar. Koca İstanbul ağaçsız kalırsa kargalar da saray, maray dinlemez, ağaç olan her yere üşüşür, yuvalanırlar.

Karga düşmanlığı köylülükten kalan bir miras. Ürüne musallat oluyor ya… Küçüklerimize Atatürk’ün hayatını ezberletirken onun çocukluğunda karga kovucusu olduğundan bahisle, karga karşıtlığını erkenden belletiriz yavrulara…

Kargaların dayanıklı ve hırsızlığından dem vuran İlber Hoca karganın zekâsına iltifatı esirgemiş. Oysa en zeki hayvandır karga. Şempanzeden de akıllıdır. Marx, insanı hayvandan ayıran en önemli özelliğin alet kullanmak olduğunu belirtirken o da karga istisnasını es geçmiş, kargaya haksızlık etmiştir.

İyi bir karga gözlemcisi ve karga dostu olarak, karganın, alet kullandığını çok gözledim. Bir çubuğu gagasına yerleştirerek ağaç kovuklarına sokuyor ve börtü-böceği çıkmaya zorladıktan sonra onları midesine indiriyor. Bu, alet kullanmak değil de nedir? Çatınıza balkonunuza karga konarsa onunla konuşmayı deneyin, sizi dinlediğini göreceksiniz. Hasılı, kargalara laf söyletmem arkadaş!..

İlber Hoca da kargalardan önce, bekleriz ki, kentsel dönüşümlerle, betonlaştırmalarla İstanbul’u ağaçsız bırakan, İstanbul’un kamu varlıklarını, ormanlarını 2B adıyla yağmalayan çakallardan, sırtlanlardan şikâyetçi olsun… Esas zararlılar Saray’ın dışında…

  • Delicious
  • Facebook
  • Reddit
  • StumbleUpon
  • Twitter
  • RSS Feed

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir