Türkiye basını hakkında muazzam bir analiz!

Adam McConnel, master ve doktorasını Sabancı Üniversitesi’nden almış bir tarihçi, Idaho doğumlu, 15 yıldır Türkiye’de yaşıyor. Ethem Sancak’ın beslediği Serbestiyet’in yazarlarından biri olmuş (Bu cümle için virgülü isteyen istediği yere koysun.) İlk işi olarak da “Understanding the Turkish Press” başlıklı bir yazı yazmış. Meali “Türk basınını anlamak.”

McConnel’ın yazısı kabaca Türkiye’de hükümetin hiç de sanıldığı gibi basına baskı ve sansür uygulamadığını ve zaten mevcut gazetelerin de evvelden beri beş para etmez mevkutelerden ibaret olduğunu söylüyor.

Türksat üzerinde Bal TV’den Çay TV’ye kanal kanal gezen McConnel, Türkiye’deki 200’ün üzerinde televizyon kanalı ve onlarca gazetenin “hükümetin tehdidi altında olmadığını ve sansürlenmediğini” ileri sürüyor. Ama bir yandan bazı gazeteciler sürekli işinden oluyor ve haberlerinin ya da yazılarının sansürlenmek istendiğini ileri sürüyor. Bunlarıdan bazıları, yayın yönetmenlerinin Ankara’dan talimat aldığını ve yayın organında bu talimatlara göre sansür uyguladıklarını anlatan kitaplar bile yazıyorlar. (Bir de zaten bu iddiayı yerle bir eden “Alo Fatih” fenomeni var ki, ona sonra geleceğiz)

Durum çok net: Türkiye’deki TV ve gazetelerin yazı işlerinde olan bitenle ilgili olarak eğer McConnel bize doğruyu söylüyorsa yıllarca NTV’de görev yapmış Mustafa Alp Dağıstanlı ya da Star’da, Kanal 24’te filan görev yapmış Mustafa Hoş yalan söylüyor demektir. Eğer McConnel doğru söylüyorsa Hasan Cemal’den Can Dündar’a, Emin Çölaşan’dan Ruşen Çakır’a onlarca editör, muhabir ve köşe yazarı yalan söylüyor demektir.

Peki gazetelerde işlerin nasıl yürüdüğü hakkında yalan söyleyen kim?
Muhtemelen hayatı boyunca bir gazeteden içeri girmemiş McConnel mı yoksa hayatları yazı işlerinde geçmiş bu gazeteciler mi?

Daha sonra Türk basınının bazı mesleki hastalıklarına değinmiş. Eğer yeteri kadar haber yoksa muarızına zarar vermek için haber uydurulduğundan falan. Ama hiç heveslenmeyin, ne camide içki yalanından bahsediyor ne de Kabataş komplosundan. Onun yerine gazetelerin onlarca yıldır “çıplak kadın” resimleri bastığını söyleyen McConnel, hemen her medya organının Ak Parti karşıtı ya da yanlısı olarak kolayca ayırdedilebileceğini söylüyor.

Hmm. Peki, çıplak kadın resmi basabiliyor olmalarının konumuzla ne alakası var?

Hah, tamam: “Bakın çıplak kadın resimleri bile basabiliyorlar, demek ki özgürler,” demek istiyor sanırım.

Genç akademisyenin “Alo Fatih” tapelerinden haberi yok gibi görünüyor. Gazetede fotoğrafı yayınlanan kadınların dekoltelerinin bizzat Erdoğan tarafından azar konusu hâline getirildiğini bütün Türkiye, çoluk çocuk, neşeyle dinledik ama McConnel dinlememiş. Peki bu mümkün mü? Valla, Idaho’da bu yalanı yerler mi bilmiyorum ama McConnel’ın, Alo Fatih tapeleri için “Vay ben duymadım, vay ben bilmiyordum,” laflarını buralarda kimse yemez. Üstelik on beş yıldır Türkiye’de bulunan, 20. yüzyıl Türkiye’si üzerine çalışan ve yazısıyla uluslararası basına Türkiye basınını takdim etmeyi amaçladığını iddia eden bir akademisyen için, Alo Fatih tapeleri, “bilmemenin mazeret teşkil etmeyeceği” niteliktedir.

“Türkiye'nin elitleri”

2014 Türkiye’siyle 1923 Türkiye’sini kıyaslayarak ortada olağanüstü bir durum olmadığını, ülkenin zaten hep böyle berbat hâlde olduğunu söyleyen ama neden bundan sonra da böyle olması gerektiğinin cevabını vermeyen McConnel Ak Parti hakkında dünyada oluşan olumsuz imajı da, “Türkiye’nin elitleri” dediği bir kesimin yarattığını iddia ediyor.

Dünya basınında hep Ak Parti karşıtı haberler okumamızın nedeni “sınıfsal” bir meseleymiş ve Türkiye’nin elitleri Ak Parti karşıtı olduğu ve yıllardır özel okullarda iyi eğitim alıp yabancı dil öğrendikleri için yabancı gazeteciler de önce bunlara sorarmış. İşte herhâlde tam da bu yüzden McConnel, dev bir hizmet vererek dünyanın önde gelen gazetelerinin editörleri için muhteşem bir rehber hazırlamış.

Ve buyrun cenaze namazına:

Akşam: owned by perpetually impecunious Çukurova Holding head Mehmet Emin Karamehmet until 2013, when the Turkish state appropriated Akşam as a partial pay-off for some of Karamehmet’s debts; the resulting shuffle at Akşam has resulted in a center-right, pro-AKP paper.”

Bir işadamının borçlarına karşılık neden medya grubuna el konulduğunu sorgulamayan bir “tarihçi” görüyoruz. Madem borcu var, zarar eden gazete ve TV’si yerine hâli hazırda kâr eden diğer şirketlerine el koysalar?

CNN Türk: belongs to the Doğan Group, seemingly centrist but more anti-AKP than anything else (not a newspaper, but the website acts as a virtual newspaper accompanied by lots of fluff from social media).”

Gezi olayları sırasında belgesel yayınlayıp alay konusu olan; programları katılanların yarısı Ak Partili olmadan başlamayan CNNTürk için her şeyden çok Ak Parti karşıtı demek ilginç tabii.

Dünya: political center, focused on economy and finance, is the closest thing that Turkey has to a politically neutral newspaper (but does publish a lightly anti-AKP article from time-to-time).”

“Arada bir Ak Parti karşıtı makaleler de çıkıyor,” ne demek? Arada bir Ak Parti yanlısı yazılar de çıkıyorsa peki? Connel’a göre zaman zaman Ak Parti’yi eleştiren iki satır bile yayınlasanız “Bakın Türkiye’de bir sürü Ak Parti karşıtı gazete var,” derken kullanılabilirsiniz.

Güneş: tabloid, now in pro-AKP hands.”

“Artık Ak Parti yanlısı.” E peki neden değiştirmiş görüşünü? Gazete durup dururken “Yahu biz niye Ak Parti karşıtıyız ki? Gelin Ak Parti yanlısı olalım,” mı demiş? Ama yok.

HaberTürk: another of the “Kemalist-left” papers, anti-AKP but recently trying to appear more neutral.”

Valla yarım saattir yazıyorum, dayanamadım:

Türkiye’de yaşayan, çok da iyi Türkçe bildiğini iddia eden bir insan olarak Adam McConnel’ın, artık çoluk çocuğun diline pelesenk olmuş “Alo Fatih” tapelerini bilmemesine imkân var mı? Erdoğan’ın sür manşetinden sağlık haberine, fotoğrafı yayınlanan kadınlardan seçim anketlerinin nasıl açıklanacağına kadar her şeyine karıştığı; bırakın muhabir ve editörlerini, grafikerlerine kadar işten attırdığı Habertürk gazetesinden bahsediyoruz. Başına yönetici olarak hayatında gazetecilik yapmamış adamın tekini oturtup sabah akşam arayıp talimat yağdırdığı bir gazeteden.

Fıstık gibi basın özgürlüğü

McConnel bunu bilmiyor olabilir mi? Elbette biliyor, bal gibi biliyor ama bahsetmeye niyeti yok. Niye peki? Çünkü bu ingilizce yazının TEK amacı, Alo Fatih kasetlerinden haberi olmayan yabancılara, “Yahu size Türkiye’de basın özgürlüğü yok diyorlar ama bakmayın, fıstık gibi burada basın özgürlüğü,” demek.

Hürriyet: the political middle, Doğan Group, anti-AKP, and has an English version, Hürriyet Daily News, famous for its poor grammar.,”

H. Daily News’tan gazetenin zayıf grameriyle ünlü olduğunun altını çizerek bahsediyor, şimdilik aklımızda tutalım. Dünya gazetesinde arada bir Ak Parti karşıtı satırlar yayınlandığını özellikle belirtir ama Hürriyet’te Akif Beki’nin hemen her gün hükümet güzellemesi yaptığını es geçerseniz kimse niyetinizin iyi olduğuna inanmayacaktır.

Milat: the political right, populist, obviously pro-AKP from its banner slogan “New Turkey’s Future.”

Cumhuriyet “faşist,” Aydınlık “Maocu,” ama Milat sadece popülist ve sağcı. Burada “Gavur işi” diye manşet atan, Kürt düşmanı ve komplocu bir yayından bahsediyoruz.

Milliyet: owned by the Doğan Group until 2011, now owned by the Demirören family, political center, but with a strong anti-AKP strand.”

O kadar Ak Parti karşıtı ki..

Milliyet o kadar Ak Parti karşıtı ki, patronu Erdoğan’la konuşurken “Seni üzdüm mü?” diye hüngür hüngür ağlıyor. O kadar muhalif ki Erdoğan şak diyor Hasan Cemal’i tak diyor Can Dündar’ı gönderiyor. Ama nasıl olsa McConnel’ın yazısını Türkiye’yi bilmeyen yabancılar okuyacak. Ortalığa saçılan onlarca tapeyi bilmeyenler “Haa öyle mi?” diyecek.

Sabah: political center, strongly pro-AKP, and has a not very prestigious English version called Daily Sabah.

Hürriyet’in Milliyet’in sahibini yazan McConnel, nedense iş Sabah’a Akşam’a gelince sahip belirtme gereği duymuyor. Çünkü burada bu kadar yalan uydurduktan sonra kalkıp bu gazetelerin sahibinin dolaylı olarak Erdoğan olduğunu yazsa, yazdıkları boşa gidecek.

Vatan: essentially a tabloid, plus one well-known anti-AKP writer.”

Gördüğünüz gibi bir gazete için “artı bir adet Ak Parti karşıtı yazarı var,” diye yazabiliyor McConnel. Akif Beki’den ya da N.B. Karaca’dan bahsetmeye gerek duymamıştı hatırlarsanız. E bir de Vatan’ın Milliyet’le aynı grupta olduğunu ve sahibinin Erdoğan’la telefon görüşmelerini hatırlarsak… Of be yahu, bu yazının neresini düzelteyim bilemedim ki?

Yeni Asya: political right, religious, close to Fethullah Gülen’s people (obvious from a picture of Said Nursi that greeted me when I looked at the website), anti-AKP.”

Yeni Asya’dan “Gülenci” yaratmak

20. yüzyıl Türkiye çalışıyor, 15 yıldır Türkiye’de, Türkiye’de basın hakkında yazı yazacak kadar öz güven sahibi, maaşallah Türkiye’deki her siyasi durumu çözmüş, elitlerimiz, eğitim sistemimiz, askeri vesayet bilmem ne… Ama Nur tarikatını bilmiyor. Yarım saattir oturmuş, tahliller savuran bir adamı okuyorum ve sonunda ortaya çıkan sonuç beyzadenin Yeni Asya’yı Gülenci zannetmesi. Niye? Web sitesine girmiş, Said-i Nursi’nin fotoğrafını görmüş ve Gülen’ci olduğuna kanaat getirmiş. Said-i Nursi’yi Fethullah Gülen’in babası falan zannediyor sanırım. Hey yavrum hey, Idaho’lu analar neler doğuruyor, Sabancı Üniversitesi neler yoğuruyor.

Zaman: Fethullah Gülen’s flagship paper, thus religious and on the political right, previously pro-AKP but now venomously anti-AKP, and has a long-running English version called Today’s Zaman, which has been a primary source for a lot of the foreign press’s anti-AKP reporting.”

Zaman gazetesinden bahsederken uluslararası basındaki Ak Parti karşıtı haberlerin başlıca kaynağının Today’s Zaman olduğunu ileri sürüyor arkadaş. İyi güzel de, Gezi Direnişi sırasında deli gibi Ak Parti yanlısıydı bu Zaman, Ak Parti karşıtlığı başlayalı şunun şurasında bir yıl olmadı, onu ne yapacağız? Anlaşıldı, dağınık bırakacağız. Ha bir de, Ak Parti karşıtlığını tanımlarken hep “venomously” falan kullanıyoruz dikkat ederseniz. Biri yazısının başında “Türk basını objektif değildir” mi demişti?

Daha sonra yukarıda verdiği yirmi sekiz gazetenin sadece sekizinin Ak Parti yanlısı olduğunu ileri sürmüş. Bu rakama nasıl ulaştığını gördük. E bu rakamlar üzerinden kurduğu analiz de pi’yi 5 alan bir çember hesabı nasıl devam ederse öyle devam ediyor tabii.

17 ve 25 Aralık'ı duymayan bir “yorumcu” 

McConnel’a göre Bugün ve Zaman geçen yıl dershane tartışmalarından sonra muhalif olmuş. Peki 17 ve 25 Aralık? Bütün o ses kayıtlarını hiç duymamış gibi yapmaya devam ediyor.

Genç subaylar rahatsız” manşeti üzerinden hevesle denediği bir başka başarısız ve ilkinden bile talihsiz espri girişiminin ardından medyanın işçi sorunlarına aslında önem vermediğini ama sırf hükümette Ak Parti var diye medyanın 301 kişinin öldüğü maden kazasını eleştirel bir dille haber yapmasını “iki yüzlülük” olarak görüyor. Başta Hürriyet, Türkiye basınını yerden yere vurmaya her daim hazır bir insanım. Ama kimse kusura bakmasın, Türkiye’de hiçbir gazete onlarca insanın öldüğü hiçbir kazayı görmezden gelmemiştir şimdiye kadar.

Ne gerek varsa alkol yasağına değinmiş ve “Amerika’da da var,” diyerek “Aynı yasak Almanya’da da var, Norveç’te de,” diyenlerden çok şey öğrendiğini de ispatlamış. Ha vergi oranlarını karşılaştırmamış tabii. Ortamlarda “Sin Tax” der geçersin, nasıl olsa Amerikalılar buradaki gerçek koşulları bilmiyor, değil mi?

Idaho'da yetişen sebzeler

Son olarak bizi de es geçmemiş arkadaş, sağolsun. Medyada Uykusuz, Penguen, Leman ve Gırgır’ın da bir yeri var demiş ve bizim terbiyesiz terbiyesiz şeyler çizmemizi örnek göstererek ne kadar da özgür olduğumuzu ispatlayıvermiş. Ha, kapağa Erdoğan çizdiğimizde belediye büfelerinde dergilerimiz açılıp sergilenmeden iade geliyormuş, hükümetle alakalı kurumlar dergilerimizi, kitaplarımızı satışa sunmayı reddediyormuş falan bunların bir önemi yok. McConnel öyle diyorsa kesin çok özgürüzdür. Zaten entelektüel seviyemiz de pek bir düşükmüş (Aman McConnel’ınkinden düşük olmasın).

Valla ben Idaho’da bir tek patates yetişiyor biliyordum ama anlaşılan yetişti mi hıyar da yetişiyormuş. Tabii ben buradan diğer Idaholuları tenzih ederim. Çünkü benim bildiğim Idaholu ikbâl beklentisiyle tek ayak üzerinde kırk yalan söylemez, söyleyeni de sevmez. Öyle biri çıkınca da anlaşılan kovuyorlar, o kovulanlar da buraya geliyor zaar.

  • Delicious
  • Facebook
  • Reddit
  • StumbleUpon
  • Twitter
  • RSS Feed

Türkiye basını hakkında muazzam bir analiz!” için bir yorum

  • 15/11/2014 tarihinde, saat 12:11
    Permalink

    Barış Beye bu güzel yazısı için teşekkür ederim. Kendisi nezaketinden ötürü bahsetmemiş herhalde ama Sayın McConnel'ın bu muazzam analizini kendisini yetiştiren Sayın Cemil Koçak ve yine Serbestiyet yazarı olan Sayın Halil Berktay'dan, görünüşe göre bu yazının orijinalinin altında olduğu gibi yorumlarıyla desteğini esirgemeyen Sayın Cem Behar'dan, işverenleri olan ve muhtemelen hayli memnun ettikleri Sabancı ve Şehir üniversitelerinden ve genel olarak iktidar şakşakçılığına bel bağlamış bir tarihçi topluluğundan bağımsız okumamak gerek elbette. Bu "saygın" tarihçilerin popüler yazıları ortadayken orta yaşı devirdiği halde kayda değer herhangi bir akademik üretimi olmayan zavallı Adam McConnel'ın kendince bir yere gelmek için Türkiye iktidarına yamanmaya çalışmasını anlayışla karşılamalıyız belki.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir