Direnişe barikat

Direnişi ve eylemleri ilk gününden beri Twitter’dan göstermeye çalışıyorum. Ama bu, bir mikrobloğa sığacak gibi değil.

Gece, Taksim’den Dolmabahçe’ye inen İnönü Caddesi’ndeydim.

Polisin ilk müdahalesi saat 23:40’ta başladı. Barikatların arkasında bekleyen binlerce kişi o ana kadar polisin müdahale etmesini gerektirecek bir eylemde bulunmamıştı: Caddenin aşağı yukarı ortasında, Gümüşsuyu Askeri Hastanesi hizasındaydım. Gaz fişeklerinin sesi gelmeye başlar başlamaz caddenin alt bölümündeki gürûh -doğal olarak- panikle yukarı koşmaya başladı. Gaz, belki Taksim’e kadar ulaşmıştır. Sonrası malum. Düşenler, yaralananlar ve gençler arasında yükselen, bir bölümünün zaten arayışı içinde olduğu adrenalinin yükselişi…

Fotoğraf: Gökhan Tan
Fotoğraf: Gökhan Tan

Sabah yaptıkları açıklamada emniyet güçleri, kendilerine saldırılmadığı sürece karşılık vermeyeceğini bildirmişti.

Aşağıda, İnönü Stadyumu çevresinde, polislerin konuşlandığı alanda bulunan gazeteci arkadaşlarıma polisin neden müdahale ettiğini sordum. Onların aktarımına göre gruptan iki kişi polisle “müzâkere”ye gitmişti. Emniyet amiri, onlara da sabah yapılan açıklamayı tekrarladı: Taş, vs atılmadığı sürece karşımıl vermeyeceklerini ve yukarıya, Taksim’e gitmelerini öğütledi. Görüşmeden sona erdiğinde “müzâkereci”lerden biri döndü ve toplumsal olaylara müdahale aracının (TOMA) üzerine yürüyerek tacize başladı. Taş atmadı. Ama yanına gelen ve onu uzaklaştırmak isteyen arkadaşlarının çabasına rağmen onu “Gel sık” diyerek müdahaleye davet etti. TOMA su sıktı ve arkasından da gaz fişekleri boşalmaya başladı. Gece böylece “hareketlenmiş” oldu.

 

Polisin elinde biber gazı gibi bir silah varken herhangi bir müdahalenin orantılı olup olmadığını tartışmak yersiz. Hele de fişeklerin, binlerce kişinin dip dibe durduğu, kaçmanın mümkün olmadığı kısıtlı bir alana atıldığı göz önüne alınırsa… Ama işin özü, koşullarını peşinen ortaya koyan ve Dolmabahçe’den kımıldamayan polis böyle uyandırıldı.

Derken müdahale haberini alan ve DHKP-C’li olduklarını bizzat kendileri söyleyen 8-10 kişi, Taksim yönünden gelerek içimizden geçti ve aşağıya indi.

Bu grup önce kalabalık tarafından ıslıklandı.

Olaya tanıklık eden bir gazetecilik öğrencisinden öğrendiğime göre de, daha sonra aşağıda Çarşı grubuyla tartıştı; ellerindeki molotof kokteyllerini kullanmaları onlar tarafından engellendi.

Polis gece boyunca üç kez daha gazla saldırdı. İkinci müdahalede panik daha büyüktü. Dört kişinin yaralandığını ben tanıklık ettim. Olasılıkla sayı daha fazlaydı. Başına fişek isabet eden birine ilk, öğrenci doktorlar tarafından müdahale edildi. Daha sonra caddedeki Askeri Hastane’ye götürülmesi gerekti.

 

Bu arada barikatı aşarak polise kendini göstermeye hevesli olanları engellenmek isteyen çoğunluk, polisten önceki son taş barikatın önünde kolkola dizilerek, bir insan barikatı oluşturdu. Bu “oyunu” sona erdirmek için çaba harcadı.

 

Fotoğraf: Gökhan Tan
Fotoğraf: Gökhan Tan
Fişekleri stadyumun karşısındaki parktan atan polis, “finali” yapmak üzere son müdahalesinde caddeye kadar çıktı. İTÜ Gümüşsuyu yerleşkesinin Maçka Vadisi’ne ve stadyuma bakan bahçesine girerek oradaki gençleri topladı. Gözaltılar sırasında ben de aşağıdaydım. 60-70 genç, polis midibüslerine ve gözaltına alındı. Kendilerini geçici tutsaklığa taşıyan polislere öğrenci olduğunu, taş atmadığı, aslında hiç bir şey yapmadığını sadece hakkını savunduğunu söylüyordu hemen hepsi.

Ya polise bir müdahalede bulunmamasına, barikatların arkasında onların durduğu alana adım atmamasına rağmen neden binlerce genç Taksim’deki şölen yerine İnönü Caddesi’nde polise yakın durmakta ısrar ediyor?

 

Sorunun cevabı çok uzun. Bilgi Üniversitesi öğretim elemanları Esra Ercan Bilgiç ve Zehra Kafkaslı’nın araştırması bu gençlerin profili hakkında size bir fikir verebilir. Ama çoğu hayatlarında ilk kez “sokağa” çıkan bu genç insanlar, değil  polisin üzerine yürümek, onu uzaktan görünce bile heyecanlanıyor. Orada durarak, kendisine dayatılan otoriteye bir şey söylediğini hissediyor.

 

Dolmabahçe’den Taksim’e çıkan İnönü Caddesi’nde dört günlük varlığını koruyan beş barikat, Taksim’deki direnişe giden yolu haber veriyor. Ve bir bölümümüzün “occupy” (işgal) ruhumuzu okşuyor.

 

Ama hükümetin ve polisin –İstanbul’da- “ateşkes” ilanından sonra polis taciz oyununa, TOMA’ya karşı “kahramanlık” gösterilerine, bol adrenaline ve nihayetinde bu gece olduğu gibi yaralanmalara hizmet ediyor.

 

Taksim Platformu temsilcileri taleplerini bugün, kendilerini görüşmeye davet eden Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’a iletecek. Artık somut talepleri ifade etme ve sokaktaki ekilen emeği biçme için çaba harcama zamanı.

  • Delicious
  • Facebook
  • Reddit
  • StumbleUpon
  • Twitter
  • RSS Feed

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir