Chris Hocamız

İstanbul Bilgi Üniversitesi Matematik Bölümü Öğretim Görevlisi Chris Stephenson, “Barış bildirisi”ne imza atan ve 15 Mart’ta tutuklanan üç akademisyene destek amacıyla geldiği İstanbul Adalet Sarayı’nda çantasında HDP İl Başkanlığı imzalı Nevruz davetiyeleri bulununca “terör örgütü propagandası yapma” iddiasıyla gözaltına alınmıştı. Stephenson ertesi sabah savcılık tarafından serbest bırakılmış ancak savcılık, İngiliz akademisyen için “sınır dışı işlemi” yapılmasını talep edeceğini dile getirmişti.

Stephenson polisler tarafından İçişleri Bakanlığı Göç idaresi Genel Müdürlüğü’nün Kumkapı’daki Geri Gönderme Merkezi’ne götürülmüş ve süreç tamamlanana kadar buradan ayrılmasına izin verilmemişti. Burada beklemek yerine kendi isteğiyle ve yine polis nezaretinde Türkiye’den ayrılmış, 16 Mart akşamı vatandaşı olduğu İngiltere’ye gitmişti. Ancak İstanbul Valiliği 18 Mart’ta Stephenson’un avukatı Cemal Polat’a verdiği yazılı cevapta akademisyenin “Türkiye’ye giriş yasağının bulunmadığını” bildirmişti.

Deneyimli akademisyen 22 Mart’ta İstanbul’a döndü ve Bilgi Üniversitesi’ndeki görevine devam ediyor.

Chris Hoca ile, ait olduğu yerde, üniversitede görüştüm. Sınav haftasına denk gelmesi nedeniyle dersine konuk olamadım; ofisinde biraraya geldik. Ama bu da kolay olmadı çünkü, tanısın tanımasın, Bilgili birçok öğrenci kendisine “geçmiş olsun” dilemek için onu ziyaret ediyordu. Bu ziyaretçilerden biri de 10 Ekim’de Ankara Garı’nda gerçekleşen canlı bomba saldırısında yaralanan Barış Aydemir. Aydemir ve Stephenson daha önce biraraya gelmemiş. Aydemir’in Bilgi öğrencisi olduğunu öğrenen Chris Hoca patlamadan sonra kendisini arayıp “Bir ihtiyacın olursa buradayız” demiş. İyileşme süreci devam eden Aydemir de hocasını ziyaret etmek istemiş.

Türkiye medyasının önemli bölümünde taraflı ve yanlış bir şekilde yansıtılan gözaltı sürecini  bir de Chris Hoca’dan dinlemek istedim:

“Barış İçin Akademisyenler Bildirisi’ne imza atan üç arkadaş tutuklandığında, 100- 150 kadar akademisyen gibi ben de Çağlayan Adliyesi’ne gittim” diyor Stephenson. “Ama çantamı boşaltmayı unutmuşum yani” diye ekliyor gülerek.  “Çantamda bir kaç tane Nevruz davetiyesi vardı. HDP yasal bir parti, TBMM’nin 3. büyük partisi, sorun olacağı hiç aklıma gelmedi. Normalde çantaları açmıyorlar aslında, x-ray’den geçiliyor. Benim çantamda bilgisayar olduğu için mi açtılar bilmiyorum. Sonra davetiyeleri görüp aldılar. Hemen bir kıyamet koptu. Özel güvenlik şüphelendi, polis çağırdı. Ondan sonra bütün gazetelerde yazan oldu zaten. Sınır dışı edilmeyi tercih ettim. ‘Ben burada kalmak istiyorum, mücadele etmek istiyorum’ dedim. Diğer seçeneğim de uyuşturucu tüccarlarıyla falan yatmaktı.”

“Her şey 36 saat içinde oldu”

Sekiz polis tarafından uçağa bindirilen Stephenson’u, Çağlayan’daki gözaltına alma anından itibaren akademisyen dostları da hiç yalnız bırakmadı. Sınır dışı edileceğini öğrenince, dostları eşi ve kızına da aynı uçakta bilet aldılar ve aile bir anda kendini Londra’da buldu.

Londra’da İstanbul Valiliği’nin kararını beklerken ise her ihtimale karşı ailesini bir arada tutmanın yollarını düşünmüş. O sırada yaptıkları planı şu sözlerle anlatıyor bir çocuk babası olan Stephenson, “Ailemizi bölmeyeceğiz, gerekirse Londra’ya taşınacağız. Kızım Alev İstanbul’da devam ettiği okulunu bitirecek. Ben dönmüş olmazsam, Eylül’de Londra’da okula başlayacak diye kabaca bir plan yaptık. Yapmak zorundasın, bir aile babasısın, ne yapacaksın? Çocuk da bilmek istiyor, 13 yaşında, ‘bana ne olacak’ diyor.”

“Baba, neden dikkat etmedin?”

Kızı Alev’in tüm bunlara nasıl bir tepki verdiğini soruyorum. Anlatıyor: “Çok kızgındı tabii, ‘Baba, ne işin var orada? Neden dikkat etmedin çantana, hayatımı alt üst ettin’ diye. Babası “frapan” işler yapıyor” diyor buruk bir gülümsemeyle.

Peki kendisine sözlü olarak iletilen sınır dışı kararının çıkmamasını nasıl yorumluyor Stephenson?

“Bence sınır dışı kararının çıkması neredeyse kesindi. Ama sonrasında nasıl olduysa çıkmadı bu karar. İşlenmiş bir suçum ya da mahkûmiyetim de yok” diyor Stephenson. “Kamuoyundan  gelen destek etkili olmuş mudur?” diye soruyorum. “Başbakan Davutoğlu da Brüksel’deydi.  Bu durum etkili olmuş mudur? Belki de” diye cevaplıyor.

Tam bu sırada “tekrar hoş geldiniz” demek için bir kız öğrenci geliyor ofise. O da Chris Hoca ile okulun ilk günü tanışmış. Şöyle bir anekdot paylaşıyor, “Özel üniversiteye geldiğim için çok kötü hissediyordum, burada yalnız kalacağım diye. O zamanlar sendikanın grevi vardı, ben de oraya oturmuştum gidip, Chris Hoca ile öyle tanışmıştım.”

“Türkiye’nin ‘dış mihraklar’ geleneği’

Bütün bu yaşananlar sırasında sosyal medyadan ve yakınlarından destek görse de hükumete yakın medyada kendisiyle ilgili, karalamaya yönelik yayınlar yapılmıştı. Özellikle Sabah gazetesi, “PKK lehine bildiri dağıtırken yakalandığını” iddia etmekten tutun da Stephenson’un “İngiliz gizli servisi MI6’nın 25 yıllık ajanı” olduğuna dair bir dizi “haber”e imza atmıştı.

Bu “haber”lerle ilgili yorumunu sonduğumda “Vay be! Ne kadar büyük işler becermişim” diyor Chris Hoca: “Hem Gezi’deki performansım nedeniyle MI6’da istasyon şefliğine terfi etmişim, hem de HDP projesinin mimarı olmuşum! Bunlar fanteziden ibaret. İngilizim ama İngiltere hükümetinin ajanı değilim. Hayatım boyunca İngiliz egemen sınıfının kirli emperyal oyunlarına da karşı durdum.”

Sabah gazetesinin 18 Mart 2016 tarihli "haber"inde Stephenson'un "25 yıllık MI6 ajanı olduğu" iddia edildi. Stephenson bu ve gazetenin diğer haberleri için tekzip talep etti ancak gazete henüz bu taleplere cevap vermedi.
Sabah gazetesinin 18 Mart 2016 tarihli “haber”inde Stephenson’un “25 yıllık MI6 ajanı olduğu” iddia edildi. Stephenson bu ve gazetenin diğer haberleri için tekzip talep etti ancak gazete henüz bu taleplere cevap vermedi.

“Sabah gazetesine tekzip gönderdim”

“Her toplumsal olayın arkasında ‘dış mihraklar’ görmek Türkiye’de çok eski bir gelenek. O gelenek devam ediyormuş. Bu tur suçlamalar ben üzmüyor. Maalesef bu yalanlara inanlar da var. O üzücü.

Dolayısıyla bu konuda iddiaları yayınlayan Sabah gazetesinden tekzip istedim. Tekzip yayınlanmazsa yalan haber suç duyurusunda bulunacağım. Avukatım ayrıca tazminat davası için hazırlık yapıyor.”

“PKK ile tabi ki hiç bir alakam yok. HDP projesini beğeniyorum, iyi bir şey olduğunu düşünüyorum. Barışçıl bir politikaları var, Kürt sorununu politik yollardan oy alarak çözmeye çalışmasını olumlu buluyorum. Oyum olsaydı HDP’ye verirdim” diye devam ediyor.

“Ne devlet, ne PKK bu sorunu şiddetle çözemeyecek”

Peki sizin için “Ona ne kardeşim, gitsin kendi ülkesiyle uğraşsın” diyenler oluyor mu? “25 senedir ailemle beraber Türkiye’de yaşıyorum ben. Vatandaş olup olmamam bir şey değiştirmiyor. Burada vergi ödüyorum. Burada çalışıyorum. Burada çocuk büyütüyorum. Burada dolmuşa biniyorum. Ülke politikasıyla ilgilenmem, kendi doğrularımı savunmam ve daha iyi bir Türkiye talep etmemem için hiçbir neden yok. Danimarka’ya gitsen vatandaş olmak için politikayla ilgilenmeni ön şart koşuyorlar. Buranın farkı ne?”

Türkiye hükümeti için PKK bir terör örgütü, siz de öyle görüyor musunuz? eklemesine ise “PKK hakkında bir yorum yapmak zorunda değilim. Burada önemli olan çözüm üretmek” diye yanı veriyor İngiliz akademisyen. “Ne devlet, ne PKK bu sorunu şiddetle çözemeyecek” diyor.

“Bir hoca, öğrencilerine kendi görüşlerini dayatamaz”

Lisans eğitimi matematik alanında olan Chris Stephenson (bu arada Cambridge mezunu olduğunu da hatırlatayım), Bilgi Üniversitesi’nde geçtiğimiz yıllarda kapatılan Türkiye’nin ilk Bilgisayar Bilimleri bölümünün de kurucusu. Stephenson bilgisayar derslerine matematik bölümünde devam ediyor.

irem kocaPeki medyada Stephenson’un “PKK bildirisi dağıttığını” gören aileler “Bu hoca bizim çocuklara ne anlatıyor acaba” diye endişeleniyor mudur?”

“Bana gelen veli, çocuğunun notlarını konuşmak için gelir” diyor Chris Hoca gülerek. “Benim ne olduğum çok belli ama kendi görüşlerimi öğrencilerime dayatmak gibi ne bir isteğim ne de hakkım var” sözleriyle siyasetin derslerine konu olamayacağını belirtiyor.

“Peki şimdi ne olacak?” diye soruyorum.

Şöyle yanıtlıyor: “Gelecekle ilgili hiç bir zaman ‘ne olacak’ diye sormuyorum. ‘Ne yapabiliriz’ diye soruyorum. Ne olacağı bizden bağımsız bir şey değil ki. Barış bildirisine imza atan akademisyenlerin özgürlüklerine kavuşması için kendimizi anlatmaya devam edeceğiz, kampanyalara başvuracağız.”

“Umutlusunuz yani?” diye sorunca da, “Umutluyum ama aptal da değilim. Benim hayatımı, ailemin hayatını bu şekilde alt üst edemezler. İngiltere’ye gittiğimde yasal mücadele verirken umutluydum, gerekenlerin yapılacağını biliyordum. Ama üç gün içinde döneceğimi de düşünmemiştim. Çok hızlı gelişti. Çok şaşırdım. Ama tabii ki üzülüyorum. Üç akademisyenin (Esra Mungan, Muzaffer Kaya ve Kıvanç Ersoy) durumunu düşünüyorum. Aptalca bir umudum olmasa da birşeyler yaparsak değişir diye düşünüyorum.

Son olarak “mücadelenize devam edecek misiniz?” diye soruyorum Chris Hocama. Görüşmemizin son cevabı şu oluyor: “You can’t teach an old dog new tricks, and I am a very old dog”.

  • Delicious
  • Facebook
  • Reddit
  • StumbleUpon
  • Twitter
  • RSS Feed

Chris Hocamız” için bir yorum

  • 18/04/2016 tarihinde, saat 19:24
    Permalink

    Sabah’ın kullandigi resim, attigi baslik falan gercekten rezalet.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir